Dönüşüm Öncesi: Deniz ve Kent ile Sınırlı Etkileşim
İzQ İnovasyon Merkezi binası, geçmişte İzmir Ticaret Odası (İZTO) binası olarak kullanılan ve 1980'lerde inşa edilmiş bir yapı. O dönemin tipik kamu binalarına özgü içe dönük tasarım anlayışıyla şekillenen bina, işlevi gereği denizle ve kentle kurduğu ilişkide oldukça mesafeliydi. Güneş kontrolünü sağlamak adına hem doğu, hem de batı cephelerine eklenmiş yatay güneş kırıcılar, yalnızca gölgelendirme işlevi görmekle kalmıyor, aynı zamanda yapının denize açılmasını da engelliyordu.
2020 senesinde yapının ‘inovasyon merkezi’ olarak yeniden işlevlendirilmesi adına mimari proje yarışması açıldı. Yarışma, kentin gelişen dinamikleri ve değişen mekânsal ihtiyaçları doğrultusunda yapının fonksiyonunu ve mimari karakterini yeniden ele almayı gerektirdi.
Yeni Hikâye: Kent, Deniz ve Kullanıcı
Bu dönüşüm sürecinde öncelikli hedeflerden biri, binayı yalnızca mevcut kullanıcılarına hizmet eden bir yapı olmaktan çıkarıp, kentin tüm sakinleri için erişilebilir ve etkileşimli bir kamusal mekâna dönüştürmekti. Bu doğrultuda üç ana aktör ön plana çıktı: yeni ofis kullanıcıları, kentliler ve deniz. Proje, bu üç aktör arasındaki etkileşimi artıran mekânsal çözümler üretmeye odaklandı.
Bu doğrultuda; geçirgenliği artırmak, kamusal kullanım alanlarını genişletmek ve yapı ile kent arasındaki etkileşimi güçlendirmek adına tasarım kararları alındı. Eski yapının kütlesel kapalılığına karşın, şeffaflık ve açıklık esas alındı. Ön cephede eski güneş kırıcıların kaldırılmasıyla binanın kentle kurduğu iletişim yeniden tesis edildi. Bunun yanında, sadece kentsel zeminde değil, üst katlarda da kamusal kullanım alanları oluşturularak yapı, farklı katmanlarda erişilebilir bir mekânsal kurguyla yeniden biçimlendirildi.
Stratejik Müdahaleler: Yeni Bir Mekânsal Kurgunun İnşası
Projeye en büyük müdahale, yapısal sistemde ve yapının kütlesinde boşluklar açmak ve kapamak üzerinden yapıldı ve tüm bu müdahaleler ile birlikte yapı karbon-fiber, çelik ve betonarme takviyeler ile güçlendirildi. Yapının mevcut yapısal sisteminde yer yer betonarme döşemeler kaldırılarak yarı açık ve kamusal teraslar oluşturulurken, eski merdiven ve galeri boşluğu alanlarına çelik döşemeler eklenerek sosyal alanlar kurgulandı . Böylece, bina içinde hem çalışma alanlarını destekleyen hem de sosyalleşmeyi teşvik eden alternatif ortak alanlar yaratıldı. Deniz tarafında bir kamusal amfi alanının oluşturulması, kent içinde daha önce denenmemiş bir toplanma mekânını kente kazandırdı.
Binanın üst katlarında ise mikro-habitat olarak adlandırdığımız, farklı kullanıcı gruplarını bir araya getiren ortak çalışma alanları tasarlandı. Bu alanlar, serbest çalışma mekânları, toplantı odaları, beyin fırtınası alanları ve bireysel çalışmaya olanak tanıyan nişler ile destekleniyor. Bu alanlar aracılığıyla geleneksel ofis yapısının dışına çıkılarak, etkileşimi teşvik eden esnek bir mekânsal kurgu geliştirildi.
Kamusal Bir Yapı: Yeniden Tanımlanan Görsel ve Fiziksel Erişilebilirlik
Yapının en önemli dönüşüm noktalarından biri, kamusal erişilebilirliğin artırılması oldu. Deniz tarafındaki kamusal alanların yapıyla entegrasyonu denize yüzünü dönen yarı-açık bir amfi ile sağlanırken, iç mekânda da ortak alanlar üzerinden süreklilik oluşturuldu. Bu yarı açık amfi alanı, bir kafe ile de desteklenerek sahil boyunca sosyalleşme mekanlarına alternatif öneri geliştiren bir çözüm sunmaktadır.
Binanın en üst katında yer alan çok amaçlı salon ise etkinliklerin farklı ölçeklerde gerçekleştirilebilmesine olanak tanıyacak şekilde tasarlandı. Önceden kapalı bir toplantı alanı olan bu bölüm, artık açılabilir cepheleri ve doğal ışık alan hacmiyle kentle bütünleşmiş bir kamusal alan niteliği taşıyor. Burada gerçekleştirilecek atölyeler, söyleşiler ve kültürel etkinliklerle, binanın sosyal programının sürekli olarak değişip gelişebileceği öngörüldü.
İzmir'in sıcak iklimi göz önüne alınarak, yapının güneş kontrolü ve doğal havalandırma olanakları yeniden ele alındı. Mevcut betonarme yapıya ikincil bir geçirgen cephe eklendi. Paslanmaz çelik örgü panellerden oluşan bu yeni katman, hem iç mekânların aşırı ısınmasını engelliyor hem de denizle görsel ilişkiyi kesmeden bir filtre görevi görüyor. Ayrıca, birincil cephe hattının geri çekilmesiyle de güneşin kontrollü bir şekilde içeri alındığı yarı-açık deniz terasları oluşturuldu.
Kentsel Bellek: Seramik Pano
Sürecin en başından itibaren mevcut bir yapıda neyin korunması gerektiği önemli bir soru olarak yer aldı. Yapının inşa edildiği 1980'lerden kalan ve eski halinde bir galeri boşluğuna komşu özgün seramik paneller, yapının hafızasını korumak adına özel bir çalışma ile restore edildi. İzmir’de, özellikle birçok apartman yapısının cephesinde bulunan ancak zaman içinde yıkılan binalar nedeniyle kaybolan bu seramik panellerin korunması ile kentsel belleğin sürekliliği projeye sadece mimari değil, kültürel bir değer de kazandırmaktadır.
Kentin Geleceğine Katkı Sunan Bir Dönüşüm
İZQ Yenileme Projesi, yalnızca fiziksel bir dönüşüm değil; kamusal alanın, erişilebilirliğin ve kentle kurulan ilişkinin yeniden kurgulanmasını da tasarım sürecinin merkezine alıyor. Yapının, kentli tarafından hızla benimsenmesi, bizim açımızdan dönüşümün başarılı olduğunun bir göstergesi. Kamusal alanlar, yeni çalışma biçimleri ve sürdürülebilir mekânsal çözümlerle bu yapı, yalnızca ofis kullanıcılarının değil, tüm İzmirlilerin yaşamına dokunan bir dönüşüm hikayesine dönüşüyor.