Bu sunuma, mimarlık öğrencilerinin katılacağını düşünerek, sevdiğim bir kitapla, Bruno Zevi’nin Mimarlığı Görebilmek adlı eseri ile başlamak istiyorum. Mekân odaklı tasarım yaklaşımının anlamını son derece yalın ve etkileyici bir biçimde açıklıyor. Mimarlığın, sınırdan çok boşluk, boyut ve mekânla ilgilendiğini vurgulayarak, yaşamın, ölümün ve doğumun gerçekleştiği mekândan inkişaf ettiğini belirtiyor. Bu çerçeve, bizim tasarım anlayışımızla da örtüşüyor. Çünkü projelerimizde genellikle mekâna odaklanırken, yeniden program yazma, yeni bir hikâye oluşturma ve deneyim tasarlama üzerine yoğunlaşıyoruz.
Bugün sizlerle altı proje paylaşacağım: Üçü mimarlık, üçü ise kentsel ölçekli. Bu giriş, projeleri anlatırken tekrara düşmemek ve temel yaklaşımımızı çerçevelemek amacıyla oluşturuldu. Böylece, her projenin taktiksel yaklaşımlarını ve mekân odaklı stratejilere ulaşmak için kullanılan yöntemleri detaylı bir şekilde tartışma fırsatı bulmayı umuyorum.
Dönüşüm projelerini seçerken iki temel kriter belirledim: İlki, sınır kavramını yalnızca koruma ekseninde ele alan restorasyon projelerini dışarıda bırakarak tartışma alanını daha geniş tutmak; ikincisi ise, her ölçekte ve farklı müdahale biçimlerinde projelere yer vererek çeşitlilik sağlamaktı.
Mimari
01.
İlk olarak, Kocaeli'nde yer alan Mannesmann Boru Fabrikası’nın Kocaeli Kongre Merkezi’ne dönüşüm projesinden bahsedeceğim. 1955 yılında bir Alman mühendislik firması tarafından tasarlanıp yine bir Alman firma tarafından inşa edilen bu yapı, A, B ve C bloklarından oluşuyor. Çelik taşıyıcı sisteme sahip, çelik arası tuğla örgülerle örülmüş, detaylandırması oldukça iyi yapılmış bir endüstri yapısı. Ancak bu dönüşümü anlamlandırmak için öncelikle bir üst ölçekten, kentsel bağlamdan söz etmek gerekiyor.
Kocaeli, bildiğiniz gibi bir sanayi şehri. 2000’li yıllardan itibaren kıyı kesiminde yer alan sanayi yapıları kaldırılmaya veya yeni işlevlerle yeniden değerlendirilmeye başlandı. Şehir, tren yolu ve E-5 karayolu tarafından ikiye bölünmüş durumda. Üst bölge daha yoğun ve kentsel bir yapı sergilerken, kıyı hattındaki sanayi alanları boşaldıkça bu bölge kırsal bir karakter kazanmaya başladı. Bu süreçte kıyıda neredeyse kamusal kapalı alan kalmamıştı. İşte Kocaeli Kongre Merkezi, tam da bu ihtiyaca cevap verebilecek önemli bir fırsat sunuyor.
Bu dönüşüm projesinde dört temel yaklaşımımız vardı. İlk olarak, yapının iyi çözülmüş strüktürünü ve özgün detaylarını olduğu gibi görünür kılmayı amaçladık. İkinci olarak, bu strüktürü en iyi açılardan deneyimleyebileceğimiz bir dolaşım sistemi kurguladık ve bunu yaparken hiçbir cepheye ya da tavana müdahale etmedik. Üçüncü olarak, farklı program parçalarını mekâna dağıtarak yapı içinde sürekli bir yaşam üretmeyi hedefledik. Son olarak, iç mekân ile dış mekânı geniş geçirgen yüzeylerle güçlü bir şekilde birbirine bağlayarak, yapının çevre ile kurduğu ilişkiyi güçlendirdik.
Bu yaklaşımlar doğrultusunda, yapının ana işlevi olan 1.500-2.000 kişilik oditoryumu A bloğa yerleştirdik ve binanın tüm strüktürünü görünür kılacak şekilde tasarlanan bir dolaşım aksı ile tüm yapıyı birbirine bağladık. Mekâna yerleştirilen program parçaları, aralarında bırakılan büyük boşluklar sayesinde birbiriyle etkileşime girerken, normalde yan yana gelmesi zor olan işlevlerin bile aynı çatı altında birlikte var olabilmesi sağlandı. Böylece aynı anda konser, kokteyl, seminer ve düğün gibi farklı etkinlikler düzenlenebilirken, geniş boşluklar da beklenmedik karşılaşmalara sahne oldu.
A ve B blokları büyük ölçüde kongre işlevine ayrılırken, bağımsız duran C blok nikâh salonu olarak tasarlandı. Nikâh sonrası takı merasimi için kullanılan fuayeye doğru uzanan prizmalar, üst kattaki kuluçka merkezinin mekânları olarak gençler tarafından kullanılıyor. Böylece, başlangıçta uzlaşmaz gibi görünen iki farklı program bir araya getirilerek, mekân içinde yeni bir ilişki kuruldu.
Bugün yapının kullanımını yakından takip ediyorum ve tasarladığımız şekilde işleyip işlemediğini gözlemliyorum. Milli bayram kutlamalarından dini bayramlaşmalara, Kocaeli Kitap Fuarı’ndan büyük konser organizasyonlarına kadar birçok etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Hemen hemen yılın her günü dolu diyebilirim. Bu da, en başta koyduğumuz, yapının kentin ihtiyacı olan her etkinliğe eşzamanlı ev sahipliği yapabilmesi hedefinin başarıyla gerçekleştiğini gösteriyor.
02.
İkinci projemiz Kocaeli eski arıtma tesisi çökertme havuzlarının Belediye Meclis Binasına dönüştürülmesi. Bu atıl havuzlar ilk proje kapsamında bahsettiğim kırsal etkiler göstermeye başlayan kıyı şeridinde kamusal olarak kullanılabilecek son yapılar. Bu bakımdan işveren ile uzun süren tartışmalardan sonra bu yapıların kamusal nitelikleri yanında temsil görevi de üstlenmesi adına Belediye Meclisine ve başkanlık makamına dönüşmesine karar verdik. Bu sayede belediyenin toplumla buluştuğu, halkın rahatlıkla erişebileceği bir alan olarak kullanılabilecekti. Yuvarlak 3 dikdörtgen 1 adet havuzumuz var.
Havuzların özgün duvarlarına dokunmadan, yeni yapıları mevcut sınırdan 250 cm içeri çekerek tasarladık. Böylece, hem mekânlara doğal ışık girmesini sağladık hem de iç-dış ilişkisini güçlendiren bir geçiş alanı oluşturduk. Yuvarlak havuzların merkezine açtığımız avlular da ışık ihtiyacına katkıda bulunurken, aynı zamanda iç mekânların atmosferini zenginleştiren odak noktalarına dönüştü. Mevcut kesitin eğimini avantaj olarak kullanarak, bu avluların merkezlerine toprak dolgusu yapıp peyzaj uygulamaları gerçekleştirebileceğimiz yeşil alanlar elde ettik.
Bu üç yuvarlak havuzu ortak bir dolaşım ağı ile birleştirebilmek için, hafif ve şeffaf bir saçak tasarladık. Bu saçak, hem mekânları birbirine bağlayan geçirgen bir eleman olarak işlev gördü hem de yeni ve eski arasındaki ilişkiyi dengeleyen bir ara katman oluşturdu. Böylece, farklı müdahalelerle şekillenen yapılar arasında süreklilik sağlayarak, belediye meclisinin işlevine uygun açık ve erişilebilir bir mekân kurgulamış olduk.
03.
Üçüncü projemiz, İBB Semt Kütüphaneleri. Ekonomik olarak dezavantajlı mahallelerde çocuklara yönelik hayata geçirilen bu proje, mimari açıdan büyük tasarım hamleleri gerektirmese de, sosyal etkisi son derece yüksek bir girişim. Ben bu yaklaşımı, kentsel tasarım alanından aşırdığım bir kavramla taktiksel mimarlık olarak tanımlıyorum. Çünkü burada temel amaç, belediyenin semtte kiraladığı atıl bir yapıyı hızla analiz etmek, minimum müdahaleyle işlev kazandırmak ve niteliksiz bir yapıyı en fazla bir ay içinde kullanıma hazır hale getirmek.
Bu süreçte, binanın özgün değerleri varsa bunları korumak önemli bir kriterdi. Yeni eklemeler ve iyileştirmeler, yapının potansiyelini en iyi şekilde ortaya çıkarmaya yönelik, hızlı ve pratik çözümlerle gerçekleştirildi. Grafikler, illüstrasyonlar ve metinler Burak Şuşut’a ait. Biz bu sosyal projenin yalnızca ilk dört yapısında görev aldık; ancak süreç, olması gerektiği gibi, zamanla kendi dinamiğini buldu ve belediyenin iç işleyişi içinde devam etti.
Bu kapsamda, Sultangazi Ahmed Arif Kütüphanesi, Avcılar Fakir Baykurt Kütüphanesi, Arnavutköy Rıfat Ilgaz Kütüphanesi ve Sarıgazi Yaşar Kemal Kütüphanesi projelerini gerçekleştirdik. Bana göre, bu tür müdahaleler, mimarlığın toplumsal gücünü ortaya koyma açısından geleneksel mimari projelerden çok daha değerli. Çünkü burada mimarlık, yalnızca bir form yaratma meselesi olmaktan çıkıp, doğrudan kent yaşamına dokunan bir araç haline geliyor.
Kentsel Tasarım
01.
Başta anlattığım çerçevede kıymetli olduğunu düşündüğüm ve sadece taktiklerini konuşacağım 3 tane de kentsel tasarım projesini anlatacağım. İlki Yürüyüşün ve ötesinin hafızası; İstiklal Caddesi. Projenin başlığı. 2012 yılında yapısal yenileme geçirmiş alanın kentsel perspektiften yeniden ele alınması.
1780'lere kadar çok kullanılmayan rüzgârlı, kırsal bir alanken 1800’lerden itibaren Galata rıhtımındaki ticari faaliyetlerin getirdiği zenginlik sayesinde kentin ana odaklarından birisi haline geliyor. Refahı üreten gayrimüslimler kendi yaşam tarzlarını İstanbul’un merkezinden biraz uzakta rahatça yaşayacakları Beyoğlu’nu oluşturuyorlar.
Caddeyi oluşturan sırtın önemli bir avantajı 80 kotunda bir düzlük olması. İstanbul'un geleneksel ticaret hattın Galata başlangıcı olan bu hat Mecidiyeköy ve Maslak'la devam eder. Bu 1400 metrelik düz aks Batılı anlamda bir hayat tarzının üretildiği canlı bir cadde. Ancak yıllar içerisinde yaşanan değişimlerle bugün kültürel ve sosyal bakımdan çok farklı bir yer. Kültürün üretildiği bir yerden çok, hızlı üretilen bir kültürün çok hızlı tüketildiği bir alana dönüşmüş durumda İstiklal Caddesi. Dolayısıyla katmanlı ve zor bir tasarım konusu.
Bu sorunu daha kolay ele almak adına proje sınırlarını genişletmeye ve başka disiplinlerden yardım çağırmaya karar verdik. Projeyi komşu sokaklara, pasajların avlularına, yapıların içlerine büyüttük. Bu sayede somut olmayan kültürel mirası da projeye katarak, alanlın tarihini, kültürünü ve sosyolojisini de sürece dahil etmiş olduk.
Bu karalarla proje İstiklal Senin ’e dönüştü. Bir internet sitesi üzerinde alanın değerlerini haritalamaya, hafızasını kaydetmeye ve erişilebilir hale getirmeyi hedefledik. Caddenin kültürel yaşamında aktif kişilerin İstiklal odaklarını da listeleyip kullanıcıların kendi istiklal rotalarını oluşturabilecekleri bir yapı kurguladık.
Sonraki problem bu bilginin caddeye nasıl aktarılacağı idi. Bunun için bir işaret ve işaretçi sistemi tasarladık ve İstiklal Caddesine bunları yerleştirdik. Kullanıcılar bu izler sayesinde İstiklal Caddesini daha anlaşılabilir şekilde gezerken, ötesini keşfedebiliyor daha da önemlisi bilgisine, tarihine, kültürüne erişebiliyor.
Yeşil meselesi biliyorsunuz kritik. İstiklal ‘in yeşil karakteri için herkesin bir fikri var. Biz 2 farklı müdahalede bulunduk. İlki tespit ettiğimiz dört bahçe duvarı ve yeşil avlularının önlerine saksı bahçeleri oluşturan oturmalar yaparak bu alanların yeşilini caddeye doğru çekmekti. İkinci müdahale caddenin üstüne yeşili taşımaktı. Bunun için İstiklal Caddesi'nin kesit genişlikleri analizi ile pasif cephe analizini çakıştırdık. Bu analiz bize İstiklal Caddesi'nin tipik kesiti olan 11-12 metre haricinde genişliği 16 metre ve üstüne olan ve pasif cephelere sahip alanları gösterdi. Yeşil mobilyalarınızı yerleştirebilmek için bu alanları kullandık. Bu alanları yerleşecek mobilya tasarımları için de akış analizinden yararlandık. İstiklal Caddesi'nde yoğun saatlerde cephelere bakmak, telefonla konuşmak, sesleri dinlemek için duramazsınız. Hemen arkanızda dalgalanmalar oluşur. Biz yeşil adalarımızı duraklama ve dinleme cepheleri olarak da kullanmaya karar verdik. Bu sebeple araları boş saksı/banları tasarladık. İnsanların çok uzun oturacakları rahat banklar değiller. Biraz soluklanıp caddenin akışına dönülecek duraklar.
Fakat 13 Kasım 2022'de maalesef talihsiz bir patlama oldu. Pek çok insanı kaybettik. Bombanın banklara bırakılmasından dolayı bir gece içerisinde bütün mobilyalar, pek çoğu tamamlanmadan, kaldırıldı. Hâlbuki aslında beton banklar patlamanın etkisini bir yönde kesmiş ve bazı canlıları da kurtarmıştı. Ama tabii bu tartışma için hiç uygun bir zaman değildi.
Biz İstiklal Caddesi’ni kültürel bir proje ve geniş çerçeveden düşünülmesi gereken bir problem olarak gördük. Umuyorum bu hikaye burada bitmeyecek. Yeni hikayeler yine İstiklal Caddesi'nin kültür tüketen değil üreten bir yer olması için çalışılmaya devam edecek.
02.
İkinci proje benim de doğup büyüdüğüm şehir olan Antalya’nın Konyaaltı Sahili projesi. Projenin ana hedefi ara yüzleri tasarlayarak, aracı, yayayı, kentliyi dışlamadan, herkesi içine dahil etmeye çalışan bir kentsel yüzey elde etmek. Bu amaçla Beach Park kısmında ilk yaptığımız müdahale alanı baskı altına alan araç yolları ve otoparkları yeniden ele alarak alanı ikiye bölen araç yolundan kurtulmak ve otoparkları atıl bölgelere kaydırmak oldu.
Bir diğer önemli müdahale ise mevcut yaya akışına alternatif bir yürüyüş deneyimi sunmaktı. Daha önce, sağınızda ve solunuzda dükkânların sıralandığı, koridor gibi bir yaya aksı vardı. Biz ise bu hattı yeniden kurgulayarak, gölge sağlayan bir saçak altında, bir yanında dükkânlar, diğer yanında ise teraslar ve geniş çayır alanları olan yeni bir yürüyüş aksı oluşturduk. Böylece kullanıcılar, daha ferah ve kesintisiz bir deneyim yaşayabildi.
Ana yürüyüş aksını eski araç yoluna taşıdıktan sonra, sahildeki eski yaya yolu ile kumsal arasındaki beton duvarı kaldırdık. Böylece çayır ve kumsal doğrudan birleşti. Son olarak, sahili kente daha güçlü bağlamak için falezlerin üzerine asansörler tasarladık. Bu asansörler, falezlerin doğal dokusuna zarar vermeden, kenti ve sahili daha erişilebilir hale getirdi.
Bu yeni kent parkı, Olbia Meydanı üzerinden, projenin ikinci ana müdahale alanı olan Akdeniz Bulvarı ile birleşiyor. Daha önce 6 şeritli (3 gidiş - 3 geliş) geniş bir yol olarak kenti denizden koparan bu bulvar, projeyle birlikte 2 şeride düşürüldü ve yeniden tasarlandı. Yolun daralmasıyla birlikte araç akışı yavaşlatıldı, böylece burası bir sınır olmaktan çıkıp, yeni kamusal alanlarla kente entegre bir sahil hattına dönüştü.
Bu geniş alanın programlanmasına, bir problem tespitinden yola çıkarak başladık. Antalya'da, belli mevsimlerde, belirli mekanlar ve saatlerde yoğunluk dengesi bozulur. Kimi zaman alanlar bomboş kalırken, kimi zaman ise adım atacak yer bulunamaz. Ayrıca, farklı toplum kesimleri belirli alanlarda yoğunlaşır ve birbirine karışmaz. Sürekli bir dengesizlik hali yaşanır. Bu nedenle, öyle bir program örgüsü geliştirmeye odaklandık ki, yerli turist, kent sakini ve yabancı turist için aynı mekanda bulunma nedenleri oluşturduk. Bunun için, 9 kilometre boyunca uzanan bir program menüsü kurguladık. Bugün, bu çok yönlü karma yapı sayesinde anlık yoğunluk dalgalanmaları büyük ölçüde ortadan kalktı.
03.
Anlatacağım son proje, Kocaeli Yürüyüş Yolu. Daha konforlu, daha yeşil ve daha eğlenceli kentsel alanlar tasarlama hedefimizi ve caddeleri bir iç mekan gibi değerlendirerek programlarına odaklanma yaklaşımımızı en iyi yansıtan projelerden biri.
Projenin ana hedefi, bu tarihi caddede tehlikeli derecede zarar gören Doğu çınarlarını kurtarmak ve yıllar içinde ağır altyapı müdahaleleri nedeniyle kaybolan yürüyüş konforunu geri kazandırmaktı. Fiziki sorunların çözümü için çınarların çevresine koruyucu setler eklenip, köklerini koruyarak daha fazla su almalarını sağlayan oturma grupları tasarlandı. Ayrıca, cadde yeniden tesviye edilerek kot sorunları büyük ölçüde giderildi.
Ancak, eski tren yolu güzergahı olan bu tarihi mekanın kent hayatına daha büyük katkı sunması ve bir kentsel alan olarak insanların yaşamlarına daha fazla değer katması adına yeniden programlanması gerekiyordu. İptal edilen iki şeritlik yolun yerine açığa çıkan alanda, kent yaşamına etkili şekilde yön veren yapıların çevresi alt odaklar olarak belirlendi ve bu alanları birleştiren yürüyüş aksları yeniden ele alındı. Program öğeleri kapalı sınırlar içinde değil, parçalara bölünerek alt odaklar ve cadde boyunca serpiştirildi, böylece cadde hayatı canlandırıldı. Alt odakların çevresi farklı nitelikte meydanlar olarak düzenlenirken, geçiş alanlarına çocuk parkları, gastronomi noktaları ve çalışma alanları gibi kısa sürede girip çıkabileceğiniz mekanlar entegre edildi.